İçişleri ve Toplum Bakanlığı, vatandaşlığa kabul yasasında reform yapılmasına yönelik bir yasa taslağı sundu. Bu taslağa göre, vatandaşlığa kabul genel olarak beş yıllık yasal ikamet süresinden sonra, istisnai entegrasyon başarıları (örneğin dil veya mesleki beceriler açısından) durumlarında ise üç yıllık süreden sonra mümkün olmalıdır.
Tasarı ayrıca, özellikle misafir işçi kuşağı için vatandaşlığa kabul sürecini basitleştirmeyi amaçlıyor; bu kapsamda 67 yaş ve üzeri kişiler için Almanca sözlü dil yeterliliğinin kanıtlanması yeterli olacak ve Almanya’daki yasal ve sosyal sistem ile yaşam koşulları hakkında bilgi sahibi olma şartı (“vatandaşlığa kabul testi”) kaldırılacak. Ayrıca, çifte vatandaşlıktan kaçınma ilkesi artık geçerli olmayacak. Şu anda, vatandaşlığa kabul başvurusunda bulunanların üçte ikisinden fazlası mevcut pasaportlarını koruyabiliyor.
Almanya’da vatandaşlığa kabul sayısının yıllardır durağanlaşması ve Avrupa Birliği ortalamasının çok altında kalması nedeniyle böyle bir reforma acilen ihtiyaç duyulmaktadır: Şu anda Almanya’da 10,7 milyon yabancı uyruklu kişi yaşamaktadır (Federal Nüfus Araştırma Enstitüsü verilerine bakınız). Bu, 1970’lerin başlarından beri kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en yüksek rakamdır. Bu kadar büyük bir nüfus grubunun sürekli olarak medeni haklardan dışlanması, en azından demokratik bir açığa yol açmaktadır. Bununla birlikte, Almanya’da vatandaşlığa kabul oranı uzun süredir çok düşük bir seviyede durağanlaşmıştır: 2021 yılında en az on yıldır burada ikamet eden kişilerin sadece %2,45’i vatandaşlığa kabul edilmiştir. AB genelinde ortalama olarak 2020 yılında yabancı nüfusun yaklaşık %2’si vatandaşlığa kabul edilirken, Almanya için bu rakam sadece yaklaşık %1,3 olmuştur. Vatandaşlığa kabul oranlarında İsveç %8,6 ile başı çekerken, onu sırasıyla %5,5 ve %4,8 ile Portekiz ve Hollanda takip etmiştir.
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’ndeki Robert Schuman İleri Araştırmalar Merkezi’nin “Küresel Yönetişim Programı” tarafından yapılan bir araştırmanın gösterdiği gibi, vatandaşlığa kabul, hem gelir artışı, hem konut koşulları, hem düşük işsizlik oranı hem de daha iyi eğitim fırsatları açısından entegrasyon için güçlü bir itici güç görevi görmektedir. Ancak bu etki, vatandaşlığa kabulün göçten sonraki dört ila altı yıl içinde gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, Alman yasalarında şu anda öngörülen sekiz yıllık ikamet şartı, kanıtlanmış olumlu etkileri elde etmek için çok uzundur.